22 Mayıs 2010 Cumartesi

elalem ne der?

hayatımı en belirgin şekilde etkileyen soru, yıllar yılı, açık arayla, 'elalem ne der' sorusuydu.

-anne,elbisem nasıl olmuş?
-çıkar onu,elalem ne der?

-kaşıma piercing taksam?
-deli olma,elalem ne der?

-anne,sevgilim alevi.
-boyun devrilsin,elalem ne der?

sonuncu diyaloga, birtakım sinir krizleri, kendini odaya kilitlemeler ve birkaç kez evden kaçma eşlik etmişti. 18 yaşındaydım ve parmağımda gümüş bir yüzük vardı. çok ciddi(!)düşünüyorduk. konuyu anneme açtığımda, 8.3 şiddetinde bir deprem yaşandı evde. bana tek bir mantıklı gerekçe sunmuyordu, sadece elalem ne der diyordu. bense, sadece 'banane' diyordum.gerçekten bananeydi.attığın herhangi bir adımda, bunun seni nasıl etkileyiceğinden önce başkalarının bu konuda ne düşüneceğini düşünmek, ne bileyim, bana hastalık gibi geliyordu. yani berrak bir zihinle şunu düşünelim mesela, bir erkek kendini kadın gibi hissediyor, öyle yaşamak istiyor fakat,elalem ne der, yüzünden istediği gibi yaşayamıyor. bu ne şimdi böyle? insanların başkalarını bu kadar önemsemesini hiç anlamadım, anlamayacağım.

sanırım herkesin iyiliğinden önce kendiminkini düşünmem de bu soruya verdiğim reflekssel bir tepkiydi. fakat, bu durum zamanla kalıcı oldu. bana bir haller geldi dostlarım. kimseyi önemsememeye, sürekli ayn rand okumaya, bütün dünyanın yanlış, benim ise doğru olduğuma inanmaya başladım. başlarda bu fikir beni korkutuyordu, çünkü çılgınlar gibi yabancılaşıyordum. 'bu ne şimdi, o da ne ki, tövbe ya, diyip duruyordum. sonra kendimi kontrol etmeye çalıştım. 'dur deli olma böyle yaşanmaz' dedim. fakat, şeytan içime bir kez girmişti, kurtulamadım. o gün bugündür, kafa olarak dünyanın en yalnız insanlarından biriyim canlarım.beni o yüzük mahvetti.

oy ne biçim de dertleştim.

Hiç yorum yok: